
Akut Lösemi tanısının hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zorlu bir süreç olduğunu belirten Hematoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Demet Çekdemir, hastalığın hızlı ilerleyen bir kan kanseri türü olduğuna dikkat çekti.
Tanı sürecinin yalnızca tıbbi bir durumdan ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Çekdemir, hastaların ve hasta bakım ortaklarının psikolojik olarak da zor bir dönemden geçebileceğini söyleyerek, “Psikiyatrist, psikolog ya da psikososyal destek ekiplerinden yardım almak sürecin doğal bir parçasıdır. Bu destekler kaygı, uyku sorunları, tükenmişlik ve belirsizlik duygusuyla baş etmeye yardımcı olur” diye konuştu. Tedavinin işe yarayıp yaramadığını anlamanın ilk yolunun kemik iliği yanıtı olduğunu belirten Doç. Dr. Çekdemir, “Tedavi sonrası yapılan kemik iliği incelemesinde lösemik hücrelerin büyük ölçüde kaybolmuş olması beklenir. Bunun yanı sıra kan değerlerindeki düzelme tedavinin etkili olduğunun en erken göstergelerindendir. Bazı hastalarda daha hassas değerlendirme için minimal rezidüel hastalık testleri de yapılabilir. MRD testleri çok düşük miktarda kalan lösemik hücreleri bile tespit edebilir. Kemik iliği incelemeleri, kan değerleri ve MRD sonuçları birlikte değerlendirildiğinde tedavinin ne kadar etkili olduğu ve bir sonraki adımın ne olması gerektiği netleşir” şeklinde konuştu.
Günlük Yaşamı Etkiliyor
Akut lösemi tedavisine başlayan hastaların günlük yaşamlarının da belirli ölçüde değişebileceğini ifade eden Doç. Dr. Çekdemir, özellikle enfeksiyon riskine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, “Tedavi sırasında bağışıklık sistemi zayıfladığı için kalabalık ortamlardan ve enfeksiyon riskinden mümkün olduğunca kaçınılması gerekir. Enerji seviyeleri değişebilir; bazı günler kendinizi iyi hissederken bazı günler daha yorgun olabilirsiniz. Bu nedenle iş, okul ve sosyal hayat düzeninde geçici değişiklikler olabilir” dedi. Hastaların belirli aralıklarla hastanede kontrol, ilaç tedavisi ve kan desteği alabileceğini belirten Doç. Dr. Çekdemir, beslenme, hijyen ve ilaç kullanımında da daha dikkatli olunmasının önemli olduğunu söyleyerek, “Tedavi günlük yaşamı etkileyebilir ancak bu dönem planlı bir şekilde yönetildiğinde hem hasta hem de hasta bakım ortağı için süreç daha güvenli ve öngörülebilir hale gelir. Akut lösemide tam iyileşme mümkündür ancak tam iyileşme hastalığın alt tipine ve tedaviye verilen yanıta bağlıdır. Bazı alt tiplerde kemoterapi ile tam yanıt sağlanabilirken, bazı hastalarda kök hücre nakli kalıcı bir çözüm sunabilir. Bu nedenle doğru tedavi, doğru zamanlama ve yakın takip ile birçok hastada tam iyileşme hedeflenebilir” dedi.
Enfeksiyon Riskine Karşı Önlem Şart
Tedavi sürecinde enfeksiyonlardan korunmanın da büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Çekdemir, hastalara bazı basit ama etkili önlemler önerdi. “Bağışıklık sistemi zayıfladığı için enfeksiyonlara yatkınlık artar. Bu nedenle kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa maske kullanılmalı, eller sık sık yıkanmalı ve dışarıdan eve gelindiğinde kıyafetler değiştirilmelidir. Çiğ et, çiğ yumurta ve pastörize edilmemiş ürünlerden kaçınılmalıdır. Bu gıdalar yerine evde hazırlanmış, taze ve iyi pişmiş gıdalar tercih edilmelidir. Evlerin düzenli havalandırılması ve ortak kullanılan alanların da düzenli olarak temizlenmesi gerekir. Eğer hastada ateş, öksürük, idrarda yanma veya ani halsizlik gibi belirtiler ortaya çıkarsa beklemeden doktora başvurulmalıdır.”