Ege Ambulans
Altıniğne Radyofrekans Cildi Gerçekten Yeniliyor mu?04/03/2026

Dermatoloji Uzmanı Duygu Durmaz, son yıllarda cilt gençleştirme alanında adından sıkça söz ettiren “Altın İğne Radyofrekans” uygulaması hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Altıniğne Radyofrekans’ın cildin kendi onarım kapasitesini harekete geçiren kontrollü bir uyarı sistemi olduğunu söyleyen Dr. Durmaz, “Bir dermatolog olarak şunu özellikle vurgulamak isterim: Altıniğne bir “germe ameliyatı” değildir. Ancak doğru hastada, doğru parametrelerle uygulandığında cilt kalitesini belirgin şekilde artırabilen güçlü bir medikal tedavidir. Altıniğne sistemleri, cilde mikro iğneler aracılığıyla radyofrekans enerjisi iletir. Bu iğneler epidermisi minimal travmatize ederek dermisin hedeflenen derinliğine ulaşır. Asıl etki burada başlar. Dermis tabakasında oluşturulan kontrollü ısı artışı, fibroblast hücrelerini aktive eder. Fibroblastlar ise kolajen ve elastin üretiminden sorumludur. Yaşla birlikte azalan bu üretim, radyofrekans uyarısıyla yeniden tetiklenir. Burada önemli olan kavram “kontrollü hasar”dır. Amaç cildi yakmak değil, biyolojik onarım mekanizmasını harekete geçirmektir. Vücut bu kontrollü uyarıya yanıt olarak yeni kolajen sentezler ve cilt zaman içinde daha sıkı, daha pürüzsüz ve daha dengeli bir görünüm kazanır” dedi.

Hangi Problemlerde Etkilidir?

Dr. Durmaz, Altıniğne radyofrekansın; akne izleri ve atrofik skarlarda, geniş gözenek görünümünde, ince kırışıklıklarda, cilt elastikiyet kaybında, yaşa bağlı gevşemede, boyun ve dekolte bölgesinde kalite azalmasında, yağ bezesi ve aktif akne eğiliminde etkili sonuçlar verdiğini söyledi. Özellikle akne skarlarında dermisin yeniden yapılanmasını tetiklemesi nedeniyle lazer tedavilerine alternatif ya da tamamlayıcı olarak kullanılabileceğini de sözlerine ekledi. Altıniğne radyofrekansın bir “yüz doldurma” işlemi olmadığının altını çizen Dr. Durmaz, “Hacim kazandırmaz, ileri derecede sarkmayı tek başına toparlamaz. Cildin kalitesini artırır, dokuyu güçlendirir ve zamanla sıkılaşma sağlar. İleri düzey sarkmalarda enerji bazlı diğer cihazlar ya da biyostimülan içeriklerle kombine planlama gerekebilir. Bu noktada en kritik unsur doğru hasta analizi ve kişiye özel protokoldür” diye konuştu.

Kaç Seans Gerekir?

Kolajen üretiminin zamana yayılan biyolojik bir süreç olduğunu belirten Dr. Durmaz, “Bu nedenle sonuçlar işlemden hemen sonra değil, haftalar içinde belirginleşir. Genellikle 3–4 seans önerilir. Seans aralıkları 4–6 hafta arasında planlanır. İlk seanstan sonra ciltte bir canlılık hissedilse de asıl sıkılaşma 2–3 ay içinde ortaya çıkar. Sabır bu tedavinin önemli bir parçasıdır. Uygun cihaz, doğru enerji ayarı ve doğru derinlik seçimi ile oldukça güvenli bir işlemdir. Ancak yanlış parametre kullanımı leke riskini artırabilir. Özellikle koyu tenli bireylerde ve yaz döneminde dikkatli planlama yapılmalıdır. İşlem sonrasında hafif kızarıklık ve ödem görülebilir. Genellikle birkaç gün içinde geriler. Günlük yaşama dönüş hızlıdır” dedi.

Sosyal Ağlarda Paylaş
Ege Ambulans
Has Ajans Sağlık Gazetem 0(232) 464 75 73 info@saglikgazetem.com