
“Akşam yemeği saatinin yaklaşması evinizde bir gerilim filmi müziğini andırıyor mu? Bir yanda elinde kaşıkla kaygıyla bekleyen bir ebeveyn, diğer yanda dudaklarını mühürlemiş inatçı bir çocuk…” diyen Pedagog Emre Güzel, Terapi Oyunu İzmir şubelerinde son üç yıldır yürütülen çalışmaların çarpıcı bir gerçeği ortaya koyduğunu ifade etti. Emre Güzel, başvuru sebeplerinin çoğunlukla “yemeyen çocuk” olarak dile getirildiğini ancak sürecin derinlemesine incelendiğinde asıl sorunun çoğu zaman “iletişim kurmakta zorlanan ebeveyn-çocuk ilişkisi” olduğunu vurguladı.
Mükemmel Ebeveynlik Kaygısı ve Yeme Reddi
Aşırı kontrolcü ya da ısrarcı ebeveyn tutumunun, çocukta “pasif bir direnişe” yol açtığının bilimsel bir gerçeklik olduğunu vurgulayan Emre Güzel, durumu şu sözlerle açıkladı: “Çocuk, hayatında kontrol edebildiği tek alan olan ağzını kullanır. Yemeği reddetmek, bazen ‘Ben buradayım, bir bireyim ve sana hayır diyebilirim’ demenin en ilkel ve en güçlü yoludur. Bu noktada mesele yemeğin tadı değil, çocuğun bağımsızlığını ilan etmesidir.”
Yeni nesil ebeveynlerin yaklaşımlarına da değinen Emre Güzel, ailelerin artık yalnızca çocuklarının karnının doymasını değil; en organik, en dengeli ve en sağlıklı şekilde beslenmesini istediklerini belirtti. Ancak bu iyi niyetli mükemmeliyetçiliğin, farkında olmadan yemek sofralarını bir “sınav alanına” dönüştürdüğünü söyledi.
“Bir çocuk yemek yemiyorsa, biz üç şüpheliye bakarız” diyen Pedagog Emre Güzel, konuya ilişkin şu bilgileri paylaştı:
1. Duyusal Hassasiyetler: Brokolinin pütürlü yapısı veya balığın kokusu çocuğun sinir sisteminde alarm zilleri çaldırıyor olabilir. Bu biyolojik bir reddediştir.
2. Davranış Bozuklukları: İnatlaşma, sınırları test etme veya kaygıyı yeme üzerinden yansıtma. Burada çocuk yemeği bir “silah” olarak kullanabilir.
3. Ebeveyn Tutumu: ‘Yemezsen hasta olursun’ tehditleri veya tablet karşısında hipnotize ederek yedirme çabaları, çocuğun açlık-tokluk sinyallerini bozar.
Sofrayı Barış Masasına Çevirmek
Terapi Oyunu seanslarında net bir gerçeğin ortaya çıktığını belirten Pedagog Emre Güzel, süreci şu sözlerle özetledi: “Çocuk, annesinin gözlerindeki ‘yine yemeyecek’ kaygısını hissettiği anda iştahı kapanıyor. Oysa iyileşme yalnızca çocuğun terapiye alınmasıyla değil, ebeveynin tutumunu değiştirmesiyle başlar. Biz terapi oyununda yiyecekleri bir ‘oyuncak’ gibi ele alırız. Amacımız çocuğun karnını doyurmak değil, yiyecekle barışmasını sağlamaktır. Baskı ortadan kalktığında merak duygusu ortaya çıkar. Merak başladığında ise o kilitli duran ağızlar inatlaşmak için değil, keşfetmek için açılır. Unutulmamalıdır ki tabağın bitmesi, çocuğunuzla kurduğunuz bağdan daha önemli değildir. Sofrada ‘kontrolü’ bırakın, ‘ilişkiyi’ besleyin. Çünkü en sağlıklı besin, huzurla yenen bir lokmadır.”