
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Belgin Küçükgünay, son yıllarda cildin daha sağlıklı, canlı ve dinamik görünmesine katkı sağlayan gençlik aşısına olan ilginin giderek arttığını söyledi.
Yaş alma süreciyle birlikte cildin doğal yapısında değişimlerin meydana geldiğini belirten Dr. Küçükgünay, güneş ışınları, yoğun stres, hava kirliliği ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının cilt yaşlanmasını hızlandırdığını ifade etti. Gençlik aşısının ise cildin ihtiyaç duyduğu nem desteğini sağlayarak daha taze ve canlı bir görünüm elde edilmesine yardımcı olduğunu dile getirdi.
Uygulamanın içeriğinde yer alan hyaluronik asit ve vitamin desteklerinin cilt altına enjekte edildiğini kaydeden Küçükgünay, “Hyaluronik asit cildin su tutma kapasitesini artırır. Bu sayede cilt daha parlak, dolgun ve canlı bir görünüm kazanabilir” dedi.
Gençlik aşısının yalnızca ince çizgilerin görünümünü azaltmayı hedeflemediğini vurgulayan Dr. Küçükgünay, uygulamanın aynı zamanda cilt tonunun dengelenmesine ve elastikiyetin desteklenmesine katkı sunduğunu belirtti. Özellikle yoğun iş temposu, uykusuzluk ve çevresel etkenler nedeniyle cildi yıpranan kişilerde uygulamanın etkilerinin daha belirgin hissedilebildiğini ifade eden Küçükgünay, düzenli seanslarla cilt kalitesinin korunabileceğini söyledi.
Kadın ve erkeklerde uygulanabilen gençlik aşısının genellikle 25 yaş sonrası tercih edildiğini belirten Küçükgünay, ciltte kuruluk, mat görünüm ve elastikiyet kaybı yaşayan kişilerin bu yönteme daha sık başvurduğunu kaydetti. İşlem sonrasında günlük yaşama kısa sürede dönülebildiğini ifade eden Küçükgünay, her bireyin cilt yapısının farklı olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri paylaştı: “Hamilelik döneminde olanlar, emziren anneler, aktif cilt enfeksiyonu bulunan kişiler ya da uygulama içeriğine karşı hassasiyeti olan bireylerde bu işlem önerilmez. Bu nedenle uygulama öncesinde kişinin yaşı, cilt yapısı ve genel sağlık durumu detaylı şekilde değerlendirilmelidir.”
Gençlik aşısı sonrasında ciltte daha nemli ve canlı bir görünüm oluştuğunu ifade eden Dr. Küçükgünay, uygulamanın etkisinin kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 6 ila 12 ay sürebildiğini söyledi. İlk aşamada birkaç seans şeklinde planlanan uygulamanın, belirli aralıklarla yapılan destek seanslarıyla sürdürülebileceğini belirten Küçükgünay, düzenli bakımın elde edilen sonuçların korunmasında önemli rol oynadığını sözlerine ekledi.