
Bir kadın için memenin, yalnızca bir organ olmanın çok daha ötesinde bir şey olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zümre Arıcan Alıcıkuş, “Meme; anneliğin, besleyiciliğin, dişiliğin ve cinselliğin ortak simgesidir. Mitolojinin efsanelerinde bile, Antik çağın savaşçı Amazon kadınlarının daha güçlü ok atabilmek için bir memelerini kesmeleri, memenin yalnızca estetik değil; güç, kimlik ve yaşamla ilişkilendirildiğinin göstergesidir. Meme kanseri tanısı konulduğunda, bir kadının zihninde yalnızca hastalıkla mücadele değil, aynı zamanda bu çok boyutlu kimliği kaybetme korkusu da başlar. Bu yüzden meme kaybı, bir kadın için yalnızca fiziksel bir eksiklik değil, kadınlığın, anneliğin, özgüvenin ve beden bütünlüğünün derinlerinde hissedilen duygusal bir yaradır” dedi.
Meme kanserinin dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Alıcıkuş, “Erken tanı, ileri cerrahi teknikler, güncel sistemik tedaviler ve modern radyoterapi sayesinde yaşam süreleri uzadı. Bununla birlikte, bir radyasyon onkolojisi profesörü olarak yıllardır yüzlerce kadın hastam “Hocam, ben artık eksik mi kalacağım?” diye soruyor. Meme kanseri tedavisindeki en önemli dönüşüm burada başladı. Modern onkoloji artık bir kadının memesini kaybetmek zorunda kalmadan kanserle mücadelesini mümkün kılıyor. Geçmişte meme kanseri tedavisi çoğu zaman memenin tamamen alınması (mastektomi) anlamına gelirdi. Oysa bugün erken tanı sayesinde birçok hastada meme koruyucu cerrahi uygulanabiliyor. Tümör çıkarılıyor, meme korunuyor ve ardından radyoterapiyle kalan riskli alanlar tedavi ediliyor. Bilimsel çalışmalar, uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ve radyoterapinin, memenin tamamen alınmasıyla benzer yaşam süreleri sağladığını kanıtladı. Ancak bazı kadınlar için memenin tamamen alınması hala gerekli olabiliyor. Bu noktada silikon implantlar ve rekonstrüktif cerrahi, yani yeniden meme yapılması devreye giriyor. Çünkü bir kadının aynaya baktığında kendini eksik hissetmemesi de tedavinin bir parçasıdır” diye konuştu.
Bazı durumlarda mastektomi sonrası uygulanan radyoterapinin, lokal kontrol ve yaşam süresi açısından vazgeçilmez olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Alıcıkuş, “Birçok hasta silikon meme varsa radyoterapi yapılamayacağını düşünüyor. Bazıları ise ışın tedavisinin estetik sonucu tamamen bozacağından korkuyor. Gerçek şu ki; modern radyoterapi teknikleri sayesinde silikonlu veya rekonstrükte memeler güvenle ışınlanabiliyor. Ancak bu süreç sıradan bir tedavi planlaması değildir. Tümör risk alanları, cilt ve implant ilişkisi, dozları belirlemek, kalp ve akciğer gibi organları korumak, hastanın gelecekteki beden algısını belirleyen ayrıntılardır. Bilim ilerledikçe meme kanseri tedavisi daha kişiselleşiyor. Her hastanın anatomisi, tümör yapısı, genetik özellikleri ve beklentileri farklı değerlendiriliyor. Cerrahiden radyoterapiye, rekonstrüktif cerrahiden sistemik tedavilere kadar modern onkoloji, kadının hem yaşamını hem de kadınlığını, beden algısını, psikolojisini, anneliğini koruyabilmek için birlikte çalışıyor. Hem bir anne hem bir kadın kanser doktoru olarak Anneler Günü’nde şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bir kadının memesi, onun yalnızca anatomisi değildir, kadınlığı ve varoluşunun bir parçasıdır. Bir annenin memesinde sadece süt yoktur, anılar vardır, şefkat vardır, bir çocuğun ilk huzuru vardır. Belki de bu yüzden meme kanseri tedavisinde başarıyı artık sadece tümör yanıtı ile değil bir kadının kendine bakarken, bir annenin çocuğuna sarılırken hissettiği özgüvenle de ölçüyoruz. Tüm annelerimizin anneler günlerini kutluyorum” dedi.