Ege Ambulans
Obezite Yaygınlaştıkça Metabolik Sendrom Riski de Artıyor26/01/2026

Metabolik sendromun, hem ülkemizde hem de dünyada giderek yaygınlaşan önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirten Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Türker Karabuğa, sedanter yaşam tarzının, fast-food ağırlıklı beslenmenin ve sigara kullanımının bu artışta etkili olduğunu söyledi. Obezite oranlarındaki yükselişle birlikte metabolik sendromun artık yalnızca yetişkinleri değil, gençleri ve hatta çocukları da giderek daha fazla etkilediğini vurguladı.

Risk Faktörleri Nelerdir?

Op. Dr. Karabuğa, metabolik sendromda risk faktörlerine ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Bir kişide risk faktörlerinden üç ya da daha fazlasının bulunması durumunda metabolik sendrom tanısı konur. Metabolik sendromun varlığı, kardiyovasküler hastalık riskini önemli ölçüde artırır. Başlıca risk faktörleri; yüksek kan şekeri (diyabet), kandaki düşük HDL (iyi) kolesterol düzeyi, yüksek trigliserit seviyeleri, geniş bel çevresi ya da ‘elma tipi’ vücut yapısı ve yüksek kan basıncı (hipertansiyon) olarak sıralanabilir. Bu faktörlerin her biri tek başına kardiyovasküler hastalık açısından risk oluşturur. Ancak üç ya da daha fazlasının bir arada bulunması ve metabolik sendrom tanısı konması halinde, ciddi bir kardiyovasküler hastalık geliştirme olasılığı belirgin şekilde artar. Örneğin, yüksek tansiyon tek başına önemli bir risk faktörüyken; buna yüksek açlık kan şekeri ve abdominal obezite (geniş bel çevresi) eklendiğinde, kardiyovasküler hastalık gelişme riski çok daha yüksek seviyelere ulaşır.”

Metabolik sendromun önlenmesi ve geri döndürülmesinde en önemli adımın etkili ve kalıcı kilo kaybı olduğunu vurgulayan Op. Dr. Karabuğa, özellikle bel çevresindeki yağlanmanın insülin direncini artırarak diyabet gelişimine zemin hazırladığını belirtti. Ayrıca abdominal yağ dokusunun; kolesterol metabolizmasını olumsuz etkilediğini, kan basıncını yükselttiğini ve inflamatuvar süreci tetiklediğini de sözlerine ekledi.

Bariatrik Cerrahi: Kalıcı ve Etkin Bir Çözüm

Op. Dr. Karabuğa, uzun yıllardır ameliyatını gerçekleştirdiği binlerce hastanın büyük bölümünün daha önce defalarca diyet, egzersiz ve medikal tedavi yöntemlerini denediğini ancak kalıcı başarı elde edemediğini ifade ederek, şu noktaya vurgu yaptı: “Metabolik sendromu olan ileri obez bireylerde, yalnızca diyet ve egzersizle sürdürülebilir kilo kaybı sağlama olasılığı oldukça düşüktür. Günümüz tıbbi verileri ışığında, obezite ve buna eşlik eden metabolik hastalıkların tedavisinde bariatrik cerrahi, etkili ve kalıcı yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrasında yalnızca kilo kaybı değil; kan şekeri kontrolü, tansiyon değerleri ve lipid profillerinde de belirgin iyileşmeler sağlanabilmektedir.” Obezitenin yalnızca fazla kilo değil, aynı zamanda vücut yağ dağılımı ile ilişkili kompleks bir hastalık olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Karabuğa, bireylerin metabolik risklerini basit ölçümlerle değerlendirebileceğini söyledi. Dr. Karabuğa, “Bel çevresi en ince noktadan, kalça çevresi ise en geniş noktadan ölçülmelidir. Bel çevresi / kalça çevresi oranının; erkeklerde 1 ve üzeri, kadınlarda 0,8 ve üzeri olması durumunda metabolik sendrom riskinin yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bu basit ölçüm, bireylerin sağlık durumları hakkında erken farkındalık kazanmasına ve zamanında önlem almasına yardımcı olmaktadır” dedi.

Sosyal Ağlarda Paylaş
Ege Ambulans
Has Ajans Sağlık Gazetem 0(232) 464 75 73 info@saglikgazetem.com